Bir Deistle Soru-Cevap

Yazar: Nezih Seven

(Bu yazı, geçen sene yayınlamış olduğum bir yazıya yorum olarak gelen sorulara verdiğim cevaptır. Anlaşılabilirliği arttırmak için soruları parça parça ve düzenleyerek yanıtladım. Verdiğim cevaplara geçmeden önce yorumun aslını bütün olarak okumanızı öneririm.)

Hocam benim düşüncem kişinin doğru-yanlış/iyi-kötü eylemlerinin savunduğu teolojik görüşe etki edemeyeceği ve imaj çalışması olamayacağı yönünde.

Açıkçası bu cümleyi anlamakta ve yazmış olduğum yazıyla ilişkilendirmekte zorluk çekiyorum ama sanıyorum ki burada kişinin teolojik görüşlerinin ahlaka dair fikirlerini etkileyemeyeceğini söylemek istediniz. Bu doğru değil. Kişilerin Tanrı’nın varlığı ve tabiatı hakkındaki görüş ayrılıkları pek çok durumda zorunlu olarak ahlaka ve ahlakın temellerine dair görüş ayrılıklarını da beraberinde getirir (elbette bunun söz konusu olmadığı durumlar da vardır; örneğin, yalnızca Tanrı’nın saç renginin ne olduğu konusunda anlaşamayan iki teistin ahlaki görüşlerinde bir fark göreceğimizi zannetmiyorum). Mesela ortodoks bir Müslüman alkol içmenin ve uyuşturucu kullanmanın ahlaki bir yanlış olduğunu düşünecektir; oysa pek çok Şivacı (Śaivit) için ot içmek dinsel bir ritüeldir. Bazı dinlerin mensupları inandıkları ilahlar için hayvan kurban ederken, bazıları hayvanları öldürmenin büyük bir günah olduğunu düşünür. Kişi takip ettiği dine göre ensesti yanlış veya ideal bulabilir; ya da bir dine mensupken ensesti yanlış bulan bir kişi ateist olduktan sonra ensesti ahlaki açıdan yanlış kabul etmek için bir sebep göremiyor olabilir (görüyor da olabilir, yalnızca inancın etkili olabileceğini söylüyorum).

Ahlakın temellendirilmesi konusundaysa bir ateistin ahlakın kaynağının Tanrı olduğunu kabul etmesi düşünülemez; dolayısıyla teistik ve ateistik ahlak anlayışları bu anlamda zorunlu olarak birbirinden farklıdır. (Sorular bu konuya yöneldikçe tekrar buraya döneceğim.)

Bunun “imaj çalışması olamayacağını” söylerken düşünce pratiği nesnesi olamayacağını söylemek istediyseniz size katılmak için herhangi bir sebep göremiyorum.

Bir katil ateist de olabilir, Müslüman da, Yahudi de.

Bunun aksini iddia etmedim. Mutlak Tanrı’ya duyulan inancın ahlaki açıdan doğru olan davranışı her koşulda rasyonel kılıyor olması, Mutlak Tanrı’ya inanan herkesin rasyonel veya iyi olduğu anlamına gelmiyor.

Ateist vicdanına hesap verir, Müslüman Allah’a hesap verir.

İkisi de vicdanına hesap vermektedir; aradaki fark vicdanlarını neyle temellendirdikleridir. İlkine göre vicdani dürtüler türün sürekliliğini güvence altına alma yönünde ilerleyen bilinçsiz bir evrimin sonucudur; oysa ikincisi için ahlaki kaygılar nihayetinde ezeli ve ebedi yasalarla ilişkilidir.

İslam insan öldürmeyi emretmediğinden Müslüman’ın katil olması kendi eyleminin sonucudur. Ateizm kuralı olmadığı için “İnsanları öldürün!” şeklinde bir önermede bulunamaz.

Katılıyorum.

Ateistlerin tecavüzü vicdanen değil de kendi başlarına gelmesi kaygısından ötürü yanlış buldukları yönündeki argümanınız bana zayıf ve uzak geldi.

Bahsettiğiniz argüman bana yalnızca zayıf ve uzak değil, aynı zamanda son derece saçma geldi. Neyse ki benim argümanım bu değildi. Psikolojik açıdan ciddi bir rahatsızlığı veya ileri boyutta bir zeka geriliği olmayan herkes, ister teist olsun ister ateist, tecavüzün yanlış olduğunu ahlaki dürtüleri (vicdanı) aracılığıyla fark edecektir. Yukarıda da belirtmiş olduğum gibi, aralarındaki fark bu ahlaki kaygıyı nasıl temellendirdikleridir. Bir ateist vicdanı nihai olarak evrimle temellendirdiğinde ve vicdanın her koşulda zorunlu olarak kişiyi “çıkarına” yöneltmediğini düşündüğünde bile vicdanı yok olmayacaktır. Yalnızca bazı durumlarda onu görmezden gelmesi anlam kazanır; çünkü bu güdünün varoluş nedeninin temelde güvenliği sağlamak olduğu kanaatindedir ve güvenliği için tehdit oluşturmayacağını düşündüğü ahlaki yanlışları yapabilir – hatta güvenliğini umursamadığı durumlarda bu “sözde-yanlışlar”dan kendisine zevkli gelenleri yapması rasyoneldir. Tecavüz örneği bu bağlamda verilmişti. Buradaki amaç elbette her ateistin potansiyel bir tecavüzcü olduğunu söylemek değildi.

Açık aramak için değil, merakımdan soracağım sorular olacak:

İsterseniz açık aramak için de soru sorabilirsiniz 🙂

1. İnsan duyu organlarını kullanarak, yani görerek, dokunarak, duyarak ve tadarak bir şeyin var olduğuna inanır. Allah varlığını neden netleştirmemiştir? İnsanlara elçi göndermek yerine neden ortaya çıkıp “Ben Allah’ınızım!” dememiştir?

İnsanlar yalnızca duyu organlarıyla algıladıkları şeylerin var olduğuna inanmazlar. Her şeyden önce kendi varlığımıza inanmamızın sebebi duyu organlarımız değildir; kendi varlığımızın farkında olmamızı sağlayan şey bilinçtir. Duyu organlarımızın hiçbirini kullanmadığımız anlarda dahi, örneğin rüya görürken, kendi varlığımıza inanmayı sürdürürüz (burada farkındalıklı bir rüyadan bahsediyorum; farkındalıksız bir rüyada bir şeye inandığımızı iddia etmem doğru olur mu bilmiyorum).

Bununla birlikte, varlığına inandığımız bazı şeyleri doğrudan duyu organlarımızla algılamayız; ancak duyu organlarımızın bize sunduğu verilerle algıladığımızdan fazlasının var olduğuna inanırız. Bunun basit bir örneği çalınan kapı sesidir: Burada duyu organlarımız bize yalnızca kapıya bir şeyin çarptığını söyler; ancak biz vuruşlar arasındaki boşluğun düzeni ve geçmiş tecrübelerimiz gibi diğer verilerden yola çıkarak bu kapıdan ses çıkaranın bilinçli bir varlık olduğuna, hatta özel olarak insan olduğuna inanırız.

Ayrıca genel olarak var olduğuna inanılan metafizik kavramların hiçbiri duyular yoluyla algılanamaz. Hakkı, adaleti, iyiliği ve kötülüğü ne görebilir, ne de duyabiliriz; ama yine de var olduklarına inanırız.

Kısacası insanlar yalnızca duyu organlarıyla algıladıkları ve algılayabildikleri şeylere inanmazlar. Bilinçleriyle hissedebildikleri her şeye inanabilirler. Duyu organları bilincin hissetme yöntemlerinden yalnızca biridir.

“Allah varlığını neden netleştirmemiştir?” sorusuna gelirsek: Allah ne yaparsa yapsın bu soruyu sorabilirsiniz. Gözünüzün önünde zuhur etse bile bunun bir illüzyon olduğunu düşünebilirsiniz. Şahsen Tanrı’nın var olduğu yönünde ahlaki, kozmolojik ve teleolojik son derece kuvvetli argümanlar olduğunu, dolayısıyla Tanrı’nın varlığının “yeterince” net olduğunu düşünüyorum. Yine de “Neden Tanrı’yı kesin olarak bilmiyoruz?” veya “Neden Tanrı en azından kendi suretini bana göstermiyor?” gibi sorular sormanız mümkün. Bu sorulara vereceğim cevap kaçınılmaz olarak benim dini görüşlerimi içerecektir ve bunları ilk sorunuzun son kısmıyla, yani “Neden Allah elçi göndermek yerine ortaya çıkıp ‘Ben Allah’ınızım!’ dememiştir?” kısmıyla birlikte yanıtlayacağım.

Benim inancıma göre, ezeli ve ebedi ruhlar olarak ruhani alemden maddi dünyaya inmiş olmamızın sebebi zaten bir şeyleri Tanrı’dan bağımsız deneyimleme arzumuz. Tanrı’nın yanında değil de burada bulunuyor olmamızın nedeni bu. Tanrı özgür irademize saygı duyduğundan ve O’nunla birlikte yaşamanın O’nsuz bir hayattan kıyaslanamaz ölçüde daha güzel olduğunu bizzat deneyimleyerek fark etmemizi istediğinden bizi buraya yolladı. Böylece O’na dönenlerimiz birer robot olarak değil, özgür irade ve farkındalık sahibi birer birey olarak dönecekler. O’na dönmeyi seçmeyenlerse diledikleri kadar maddi dünyada hüküm sürmeye çalışarak keyif almaya ve acı çekmeye devam edebilirler.

Yani benim inancıma göre Tanrı’nın şu anda gözlerimizin önünde zuhur etmiyor olmasının sebebi bizim seçimimiz. Ve aslında günahlarımız ve maddi hırslarımızla bu seçimi hâlâ yapmaya devam ediyoruz. Gerekli niteliklere sahip olduğumuzda, saf Tanrı aşkıyla dolup taştığımızda O zaten zuhur edecek; tıpkı Bhagavad-gītā‘da Arjuna’ya zuhur ettiği gibi.

2. Ahlaklı olmak için Tanrı’ya ihtiyacımız var mı? Bir insan, insan öldürmenin yanlışlığını Tanrı olmadan da ayırt edemez mi?

Mutlak ahlakın Tanrı’ya ihtiyacı var. Mutlak ahlakın ve dolayısıyla Tanrı’nın varlığı, kişilerin objektif olarak iyi veya kötü olabilmelerini mümkün kılıyor. Kişi Tanrı’ya inanmasa bile mutlak ahlaka, dolayısıyla Tanrı’nın yasalarına uygun yaşayabilir. Bir insan, kabul edilebilir bir gerekçe olmaksızın insan veya hayvan öldürmenin yanlış olduğunu Tanrı’ya inanmadan da fark edebilir; ancak eğer Tanrı yoksa, insan/hayvan öldürmek objektif bir yanlış olamaz (bkz. Veganlık, Ahlak, Tanrı, Din ve Bağnazlık).

3. Klişe sorulardan: Madem Allah her şeyi önceden biliyordu, öyleyse Şeytan’ın kendisine isyan edeceğini de biliyordu. Neden önlem almadı?

İnançlarım dolayısıyla bu soru için doğru bir muhatap olduğumu zannetmiyorum, çünkü Gaudiya Vaişnavizm’de Şeytan’ın tam bir karşılığı yok. Bununla birlikte bu sorunun makul cevapları olabileceği kanaatindeyim. Bir Hristiyan olan C.S. Lewis’in Şeytan konusuna yaklaşımını hem akla, hem sezgilerime, hem de Gaudiya Vaişnavizm’e uygun buluyorum. Bu linke tıklayarak Lewis’in konuya yaklaşımını öğrenebilirsiniz. (Bu vesileyle Lewis’in görüşlerini benimle paylaşan sevgili dostum Güven Gökdere’ye bir kez daha teşekkür ediyorum. Ayrıca herkese Narnia okumayı öneriyorum 🙂 )

4. Ben deist bir bireyim, benim deist olmamdaki katkı çoğunlukla insanlarındır. İnsanlar yüzünden dinden soğumam mantıklı mıdır?

Öncelikle bana kısmen de olsa kişisel sayılabilecek bir soru yöneltme yakınlığını gösterdiğiniz için teşekkür ederim. Bahsettiğiniz problemle ne yazık ki tüm dinlerde, ideolojilerde ve felsefi akımlarda karşılaşmaktayız. Bazı insanlar insanı gerçekten de dinden imandan soğutabiliyor 🙂 Ama aslında bu türden bir gerekçeyle bir inançtan vazgeçmek son derece mantıksız. Veganlığı ele alalım; az önce de demiş olduğum gibi, bu durum yalnızca dinler için geçerli değil. Kişi hayvanlara dair ahlaki kaygıları nedeniyle onlara zulmetmekten vazgeçtiği için vegan olur. Diğer bir deyişle vegan olmanın veganlarla değil, hayvanlarla alakası vardır. Diğer veganlar size baskıcı veya zorba, hatta ahmak geldi diye veganlıktan vazgeçmeniz saçmalıktır; zira siz hayvanlar için vegan olmuşsunuzdur. Benzer şekilde, mensubu olduğunuz dinin diğer mensupları için değil, Tanrı için bu dine mensup oldunuz (artık dininiz her neyse). Sizinle aynı dine inanan insanların tavırları sizi dininizden soğutuyorsa, ancak soğumanız için dinin kendisiyle alakalı mantıklı bir gerekçeniz yoksa, size dininizden değil, sözde dindaşlarınızdan uzak durmanızı öneririm. Elbette ağacın verdiği meyveden tanınacağı iddia edilebilir. Lakin bu sözde dindaşlarınızın gerçekten de sizin dininizin meyvesi olduğundan emin olmadığınız sürece kulağa güzel gelen bu sözün durumunuzla alakası yoktur.

5. Bazı insanların buradaki gibi samimiyetsiz olduklarını düşünüyor musunuz?

[Linkte Hz. Ali’ye atfedilen bir argümanı benimseyenlerden bahsediliyor. Bu argüman linkte aktarıldığı şekliyle şu: “Allah yoksa ona iman etmiş olmanın kimseye zararı olmaz, ama varsa o zaman inanmayanlar çok kötü şekilde yanacaklardır. O halde aklımıza yatmıyorsa bile inanalım, ne olur ne olmaz.”]

Yalnızca dini konularda değil, hemen her konuda yığınla samimiyetsiz insan olduğunu düşünüyorum. Hiçbir zaman kitlelere inancım olmadı. Ama verdiğiniz linkte bahsi geçen argümanın düzgün bir şekilde ifade edilmiş olduğundan şüpheliyim. Argümanın orijinalinde “…aklımıza yatmıyorsa bile inanalım…” ifadesinin yer aldığını zannetmiyorum.

Diyelim ki çöldesiniz ve çok uzaklarda bir su kaynağı görüyorsunuz. Etrafınızdaki bir grup insan bunun bir serap olduğunu, uğraşmaya değmeyeceğini, son dakikalarınızı bir hayal uğruna harcamanızın ahmaklık olacağını söylüyor. Diğer bir grupsa atalarından bu bölgede bir su kaynağı bulunduğuna dair hikayeler duymuş olduklarını söylüyorlar. İlk grup bunun uyduruk bir masal olduğunu söylese bile su kaynağı olarak gördüğünüz şeye yönelmez misiniz?

Eğer argümanın orijinal hali buysa gayet mantıklı olduğunu düşünüyorum.

-Nezih Seven

VEGAN ŞAKİRT FACEBOOK SAYFASI İÇİN TIKLAYIN!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s