Vaişnavizm Hakkında Sık Sorulan Sorular

Yazar: Nezih Seven

Bu yazıda Vaişnavizm hakkında merak edilenleri üç ayrı başlık altında gruplandırarak elimden geldiğince net bir şekilde açıklamaya çalıştım. İlk gruptaki konular tamamen yanlış anlamalar ve yanlış izlenimlerle alakalı. İkinci gruptaki sorular daha çok bu dinin kutsiyet anlayışı üzerine ve her ne kadar bu soruların arkasında yine bazı yanlış anlamalar olsa da, tamamen bilgisizlikten kaynaklandıkları söylenemez. Üçüncü gruptaysa herhangi bir yanlış anlama olmaksızın yalnızca meraktan doğan sorulara yanıt verdim.

Vaişnava basitçe “Vişnucu” anlamına gelir ve Vedik tanrılardan Vişnu’nun (Krişna) Mutlak Tanrı olduğuna inananlara işaret eder. Farklı alt kolları vardır, ancak bu yazıda yalnızca “Gaudiya Vaişnavizm” kolu anlatılmıştır.

Yazının alt başlıkları aşağıdaki gibidir:

I. Vaişnavizm Ne Değildir?

II. Kutsala Dair

III. Temel İnançlar, Prensipler ve Yaklaşımlar

I. Vaişnavizm Ne Değildir?

Din değil de felsefe

Vaişnavizm bir dini din yapan her şeye sahiptir: Kutsala duyulan inanç, belirli ibadetler, ritüeller, ahlaki kurallar vs. Elbette felsefesi vardır, ancak zaten felsefesi olmayan bir din yoktur.

Hint kültürüyle özdeş

Vaişnavizm’in kutsal kitapları Hindistan coğrafyasında vahyedilmiştir, ancak bu dinin bir ulusun kültürünü yaymak gibi bir misyonu yoktur. Vaişnavizm dışsal olanla değil, özsel olanla ilgilenir. Elbette bu dine göre de uygun olan ve olmayan yemekler ve giysiler vardır. Ancak bunun söz konusu yemek ve giysilerin Hintlilere özgü olup olmamasıyla alakası yoktur.

Buna ek olarak günümüzdeki Hintli giysileri, yemekleri, müzikleri vs. Hindistan’ı vaktiyle işgal etmiş olan Müslümanların izlerini taşır; yani bu kutsal kitapların vahyedildiği dönemin kültüründen uzaklaşılmıştır. Günümüz Hindistan’ında konuşulan dilin Sanskritçe olmadığını belirtmekte de fayda var. Kutsal kitapların anlattığı Hindistan’ın ırksal yapısı bile farklıdır; örneğin, Śrīmad Bhāgavatam 10.70.32’de Aziz Narada’nın (Narada Muni) sarışın olduğu belirtilmiştir (internette arama yaparsanız genellikle esmer betimlerini göreceksiniz, çünkü günümüzde Hintliler onu kendileri gibi çiziyorlar).

Budist mezhebi

Vaişnavizm Budizm’in değil, Hinduizm’in koludur. Ancak Hinduların Vedalar’ı kabul etmek dışında neredeyse hiçbir ortak noktaları olmadığından, bir dinî görüşü yalnızca “Hindu” olarak tanımlamanın da neredeyse hiçbir anlamı yok. Budistlerse Vedalar’ı takip etmezler bile.

Vaişnavizm ve Budizm’in bir şekilde benzer olduğunu düşündüren şey muhtemelen ikisinin de Hindistan çıkışlı olmasıdır. Bu iki din gerçekten de dharma, karma ve reenkarnasyon gibi bazı ortak konseptlere sahip ve ikisinin de Sanskritçe kutsal metinleri var. Bu nedenlerle ikisi de Dharmik Dinler kategorisinde sınıflandırılıyor. Ancak Dharmik dinler arasında, İbrahimî dinler arasında var olan farklılıklardan çok daha temel farklılıklar mevcut. En basitinden, Vaişnavizm tamamen Tanrı’ya kulluk etmek üzerineyken, Budizm Tanrı’nın varlığını dahi kabul etmez.

Yogacı dini

Yoga denildiğinde aklınıza gelen şey her neyse onu zihninizden uzaklaştırın. Vaişnavizm gerçekten de yogayla ilgilidir, ama bu yoga bhakti-yogadır; inzivaya çekilmeyi veya özel bir takım bedensel hareketler yapmayı gerektirmez. Tanrı’ya samimi bir adanmışlıkla gerçekleştirilen her eylem bhakti-yoga olarak sınıflandırılır. Bu yogada kişi yaptığı işlerin meyvelerini üstlenmeye kalkmaz, onu Tanrı’ya adar. İslam’daki “Allah rızası için” konseptiyle paralellik gösterir.

Vaişnavizm diğer türden yogalara karşı değildir, yalnızca onlarla alakası yoktur.

Hippi dini

A.C. Bhaktivedanta Swami Prabhupada Vaişnavizm’i Batı’ya getirdiğinde gerçekten de pek çok hippi Vaişnava oldu; ama bunun için yaşam tarzlarını değiştirmeleri gerekti (Vaişnavizm’in hippiler arasında yaygınlaşmasında George Harrison’ın da büyük payı var). Vaişnava inancında uyuşturucu kullanımı ve serbest ilişkiler gibi hippi kültürünün öne çıkan bir takım uygulamalarına yer yoktur ve kişinin öz disiplinini sağlamasına büyük önem verilir.

New Age inancı

New Age inançlarında kabul gören pek çok konsept Dharmik dinlerden alınmış olduğundan Vaişnavizm’in bir tür New Age dini olduğu zannedilebilir. Oysa alakası yoktur. Vaişnavizm antik bir dindir ve eklektik değil, otantiktir. Şahıs olan bir Tanrı’yı merkeze alışı, gelenekselciliği, mutlak bir otoriteyi tanıması ve katı ahlaki kuralları onu genel New Age inanışlarından oldukça farklı bir konuma yerleştirir.

Mistik güçlerle ilişkili

Vaişnavizm’in tek amacı kişinin Tanrı’yla ve çevresindeki canlı varlıklarla ilişkisini iyileştirmektir. Mistik güçler kazanmakla alakası yoktur.

Jiddu Krishnamurti’yle alakalı

Krishnamurti’nin Vaişnavizm’le hiçbir alakası yoktur. Vaişnavalar çocuklarına sıklıkla Krişna’yla (Tanrı’yla) ilişkili isimler verirler, dolayısıyla bir Hintli’nin adının Krişna ismini barındırması çok normal. Nasıl birinin isminin Müslüm olması bu kişinin Müslüman olduğu veya İslam’ı temsil ettiği anlamına gelmiyorsa, bir adamın adının veya soyadının Krişna’yla ilişkili olması da bu kişinin Vaişnava olduğu anlamına gelmez.

Hindistan’dan çıkan hemen her “alim”in Vaişnavizm’le alakalı olduğu zannedilebilir, ancak büyük çoğunluğunun alakası yoktur. Krişna’ya inansalar bile Vaişnava olmayabilirler; yani Krişna’nın Mutlak Tanrı olduğunu düşünmüyor olabilirler. Bu nedenle bu türden bir yanılgıya kapılmamak gerekir.

II. Kutsala Dair

Vaişnavalar panteist mi?

Gaudiya Vaişnavalar Tanrı ve doğanın hem bir hem de ayrı olduğuna inanırlar. Bu görüşe acintya-bheda-abheda denir. Buna göre var olan her şey Tanrı’nın yayılımıdır ve dolayısıyla O’nun parçasıdır, ama Tanrı var olan her şeyden bağımsız bir şekilde, her şeyin kaynağı olarak varlığını sürdürür. Bu durumun anlaşılması için genellikle Güneş ve Güneş ışığı örneği verilir: Güneş ışığı Güneş’ten yayılmasına ve Güneş’ten ayrı bir varlık olmamasına rağmen evimize Güneş ışığı girdiğinde Güneş’in kendisinin girmiş olduğunu iddia edemeyiz. Nitelik aynı, ancak nicelik ya da yoğunluk farklıdır. Aynı şekilde, tüm varlıklar Tanrı’dan yayılır ve bu açıdan hiçbir şey Tanrı’dan ayrı değildir, ama Tanrı her şeyin kaynağı olan şahıs olarak tüm varlıklardan ayrı olan konumunu korur. Bu yayılım, kişinin aklına Tanrı’nın git gide tükeniyor olduğunu getirmemelidir; Tanrı sınırsız kudret sahibidir ve asla tükenmez.

Vaişnavizm, Mutlak Hakikat’in üç veçhesi olduğunu öğretir: Brahman, Paramātmā ve Bhagavān. Brahman Tanrı’nın gayrişahsi enerjisidir; her şeyi kapsayan ve bağlayan kozmik güçtür. Paramātmā “Yüksek Ruh” anlamına gelir ve Tanrı’nın her bir canlı varlığın içinde konumlanmış halidir. Bhagavān ise her şeyin kaynağı olan Tanrının Zatı’dır. Vaişnavizm, doğrudan Tanrı’ya, Krişna’ya layık bir adanan olmayı, O’nunla kişisel bir sevgi ilişkisi geliştirmeyi hedefler.

Kısacası, Vaişnavizm Tanrı’nın yayılımı olan doğanın kutsallığını kabul eder, ancak Tanrı’nın bir şahıs olduğunu öğretir.

Vaişnavalar putperest mi?

Vaişnavizm’de madde de Tanrı’nın yayılımı olarak kabul edildiğinden, maddenin kutsal olmasını engelleyecek hiçbir şey yoktur. Rab kendisinden yayılan her şeyde mevcuttur – tıpkı Güneş ışığının her bir zerresinin Güneş’in bir uzantısı olması gibi. Dolayısıyla Tanrı’nın maddede zuhur etmesi fikri herhangi bir şekilde Tanrı’ya hakaret niteliği taşımaz.

Vaşinavalar şahıs olan Tanrı’nın doğal olarak bir formunun da olduğunu kabul ederler. Şahıs olmak, kendi benliğine dair farkındalık sahibi olmak demektir; kendi benliğine dair farkındalık sahibi olmak, belli bir bakış açısına sahip olmak demektir; belli bir bakış açısına sahip olmak belli bir konuma sahip olmak demektir ve belli bir konuma sahip olmak, belli bir forma sahip olmak demektir. Dolayısıyla Rabbin bir formu vardır.

Vaişnavizm, Krişna’nın ismi, meşgaleleri ve formu üzerine tefekkür etmenin son derece önemli olduğunu öğretir. Mutlak Hakikat tüm ikiliklerin ötesindedir; Tanrı’nın ismi, meşgaleleri, formu ve Kendisi arasında fark yoktur. Kişi daima Krişna üzerine tefekkür ederek şeyleri gerçekte oldukları gibi Yaradan’la ilişki içerisinde görmeyi öğrenir ve yaşamını buna göre düzenler. Bu şekilde Tanrı’yla şahsi ilişkisi de gelişmiş olur. Dolayısıyla Vaişnavalar Tanrı’nın isimlerini zikrederler ve “putuna” (murti) saygılarını sunarlar; böylece zihinleri daima Krişna ile meşgul olur.

Vaişnavalar pagan mı?

Paganlıktan ne anladığımıza bağlı. Pagan sözcüğünün standart bir tanımı yok ve genellikle oldukça keyfî kullanılıyor. Bazıları paganlığı politeizmle eş tutuyorlar, ama örneğin yalnızca tek bir Tanrıça’ya inanan dinler de pagan sayılıyor. Tabiat odaklı dinler desek yine şart değil; örneğin birkaç robottan oluşan bir panteona tapınan ve doğaya hiçbir saygısı olmayan bir dinî grup yine pagan sayılacaktır. Bununla beraber hiçbir şahsi tanrıya inanmayan, ama doğaya tapınan kimselere de pagan denecektir. Kısacası paganlık çok geniş bir “şemsiye-terim” ve tek başına gerçek anlamda neredeyse hiçbir şey ifade etmiyor, tıpkı “Hindu” sözcüğü gibi.

Çoktanrıcılığı göz önünde bulunduracak olursak, Gaudiya Vaişnavizm pek çok ilahın (devalar) varlığını kabul eder. Ancak bu ilahlar yalnızca belirli tabiat güçlerinden sorumlu insanüstü kişilerdir, Krişna’yla mukayese edilemezler. İbrahimî dinlerdeki meleklerle kıyaslanabilirler, ancak özgür iradeleri vardır. Bunlara tapınmak yasak değildir, ama Vaişnava öğretisinin bu ilahlara tapınmakla alakası yoktur. Bu konuyla ilgili sıkça verilen bir örnek ağaç sulama örneğidir: Ağacın kökünü sularsanız tüm dallar ve yapraklar fayda görür, ama tek tek dalları ve yaprakları sulamak aynı etkiyi yaratmayacaktır. Tüm yaratılışın kökü Krişna’dır, dolayısıyla O’na ibadet etmek tüm ilahların ve canlı varlıkların yararınadır.

Bu ilahlara tapınmanın İslamî açıdan şirke tekabül ettiği öne sürülebilir, ama bunun mantıklı olduğunu düşünmüyorum. Eğer Tanrı’nın belirli tabiat güçlerini bazı insanüstü şahısların idaresine bıraktığını kabul ediyorsak, bu insanüstü kişilerden münasip bir şekilde talepte bulunmamızın şirk koşmakla alakası olamaz. Nasıl ki kişinin çalıştığı bir kurumda yaşadığı bir tatsızlığı doğrudan Tanrı’ya havale etmek yerine bu kurumdan sorumlu olan kişiyle irtibata geçmesi şirk sayılmıyorsa, belirli bir tabiat kuvveti söz konusu olduğunda da bu kuvvetten sorumlu olan ilahla irtibata geçmek şirk sayılamaz.

Vaişnavalar ineğe mi tapıyor?

Tapmakla neyin kastedildiğine göre değişir. Vaişnavalar tapınma kelimesini “samimi bir adanmışlıkla saygı ve şükran sunmak, hürmet etmek” anlamında kullanırlar. Örneğin Türkiye’de oldukça yaygın bir gelenek olan el öpme adeti eğer samimiyetle yapılıyorsa bir Vaişnava tarafından tapınma olarak adlandırılabilir. Vaişnavalar ineklere, annelerine, babalarına, eşlerine, dostlarına, çocuklarına, öğretmenlerine, tabiata, kısacası kendilerine bir şekilde Krişna’nın rahmetini hatırlatan her şeye tapabilirler. İneklerin özel bir yeri olmasının sebebi kutsal kitapların vahyedilmiş olduğu dönemin tarım toplumunda sığırların çok önemli bir rolü olmasıdır. Onlara adeta yaşam veren sığırlara şükranlarını sunmalarında şaşılacak veya yadırganacak bir şey yoktur.

III. Temel İnançlar, Prensipler ve Yaklaşımlar

Kutsal kitaplar

Gaudiya Vaişnavizm’in kutsal kabul ettiği pek çok metin vardır, ama temel kutsal kitaplar şunlardır:

Bhagavad-gītā: Rabbin Şarkısı. Kurukşetra Savaş Meydanı’nda vahyedilmiştir. Haksızlığa karşı savaşmak zorunda olan Arjuna, karşı orduda pek çok dostunun ve akrabasının olmasından rahatsızlık duymaktadır. İçine şüphe düşer, savaşta dahi olsa öldürmenin doğru olmadığını düşünmeye başlar ve savaşmaktan vazgeçer. Ne yapacağını şaşırmış bir halde Krişna’ya sığınır ve O’ndan akıl ister; hayatın anlamı, bu dünyadaki görevler, öte-dünya ve daha pek çok önemli konu hakkında soru sorar. Krişna Arjuna’nın tüm sorularına yanıt vererek onu görevini yapmaya, savaşmaya ikna eder. Bhagavad-gītā, Arjuna ve Krişna arasındaki diyalogun kaydıdır.

Śrīmad Bhāgavatam (Bhāgavata Purāṇa): Rabbin Takipçilerinin Kadim Öyküleri. Bu metinlerde hem adananların, yani kendini Krişna’ya adamış kimselerin, hem de Krişna’nın avatarlarının (enkarnasyonlarının) hikayeleri yer alır. Ruhaniyet ve Tanrı’nın tabiatı konularında son derece bilgilendiricidir. 12 kantodan oluşur. Lanetlenen Kral Parikşit’in bir haftalık ömrü kalmıştır ve bu vakti alim Sukadeva Goswami’den Krişna hakkında bilgi edinmek için kullanmaya karar verir. Śrīmad Bhāgavatam büyük ölçüde bu konuşmayı aktarır.

Śrī Caitanya-caritāmṛta: Gaudiya Vaişnavizm’e göre Krişna’nın son enkarnasyonu olan Caitanya Mahāprabhu’nun yaşamı ve öğretisinin derlendiği metin. Vaişnava azizi Krishnadasa Kaviraja Goswami tarafından yazılmıştır. Diğer kutsal kitaplardan farklı olarak Sanskritçe değil, Bengalce’dir.

Kurallar ve ibadet

Vaişnavizm’de dört temel yasak vardır:

  1. Hayvan yemek (yumurta dahil)
  2. Zina yapmak
  3. Alkol, tütün, kenevir ve kafeinli içecekler dahil olmak üzere herhangi bir tür uyuşturucu/uyarıcı kullanmak (tıbbi kullanım hariç)
  4. Kumar oynamak

Birinci kuralın sebebi açık: Hissedebilir canlılara böyle bir zaruret olmadığı müddetçe zarar vermek yanlıştır. İkinci kural cinselliğin yalnızca birbirlerine bağlılık yeminiyle bağlanmış ve olası gebeliğin sorumluluğunu üstlenmiş kişiler için uygun olmasından kaynaklanır. Üçüncü kural kişinin zihnini her zaman berrak tutabilmesi, böylece asla yanılgıya kapılmaması, hakikatten asla sapmaması içindir. Dördüncü kuralın sebebiyse kişinin hayırlı işler için kullanması gereken parayı hırs nedeniyle riske atmaya hakkının olmamasıdır. Bu kurallar ahlakla ilgilidir ve doğrudan dinsel gerekçeleri yoktur; bunlar Vaişnava veya değil herkesin uyması gereken kurallardır. Bununla birlikte Vaişnavizm’in inisiyasyon (dine kabul / şehadet / vaftiz) törenlerinde inisiye olan kişi bunları hayatı boyunca yapmayacağına yemin eder. Bu kurallara uymak dinin amacı değil, minimum gerekliliğidir. Diğer bir deyişle Vaişnavizm kurallar üzerine bir din değildir, ama kural barındırır ve iyi bir insan olmayı şart koşar.

İbadete gelirsek: Vaişnavalar yaptıkları her işi ibadete çevirmeye çalışırlar, bhakti-yoga budur. Ancak bunun için, yani zihni daima Rabbe odaklayabilmek için belirli ritüeller de vardır. Günlük hayatta yapılan her eylemin Tanrı’ya adanmasının yanında, bir Vaişnava her gün tespih çekerek Tanrı’nın isimlerini zikreder. Buna japa (tespih) meditasyonu denir. Sankirtan olarak bilinen, Tanrı’nın isimlerinin topluluk olarak müzik eşliğinde zikredilmesi ritüeliyse Vaişnavizm’in en önemli ibadetlerindendir (örnek).

Ruh ve öte-dünya

dehino ’smin yathā dehe
kaumāraṁ yauvanaṁ jarā
tathā dehāntara-prāptir
dhīras tatra na muhyati

Çeviri: “Bedenlenmiş olan ruh beden içerisindeyken çocukluktan gençliğe ve gençlikten yaşlılığa geçtiği gibi ölümden sonra da bir başka bedene geçer. Bilge kişi bu durum karşısında şaşkınlığa düşmez.” (Bg 2.13)

Bu kıtada Krişna hem ruhun ne olduğuna, hem de ölümden sonra kişiye ne olacağına dair açıklama yapmaktadır. Bedenimiz çocuklukta, gençlikte ve yaşlılıkta aynı değildir; hücreler ölür, yenilenir ve sürekli değişir. Düşüncelerimiz ve duygusal olgunluğumuz da sürekli değişim içindedir. Bununla beraber geçmişteki kendimizden hâlâ “ben” olarak bahsedebilmemizi sağlayan, sabit, süregiden bir şey vardır: Gözlemci, yani kendi varlığının farkında olan varlık aynıdır. Tüm maddesel değişime rağmen sabit kalan bu gözlemci ruhtur ve gerçek benliğimizdir. O “…doğmamıştır, ölmez… ezeli, ebedi ve kadimdir. Beden katledildiğinde o katlolmaz.” (Bg 2.20)

Bazıları geçmiş benlikle şimdiki benlik arasındaki sürekliliğin hafıza sayesinde olduğunu iddia ederler, oysa bu doğru değildir. Kişi hafızasını kaybetse de aynı kişidir, gözlemci yine sabittir. Fikirlerin, düşüncelerin, anıların değişmesi, gözlemcinin de bir başka gözlemciyle yer değiştirdiği anlamına gelmez.

Vaişnavizm’de ölüm yalnızca bedenin ölümüdür; ruh için ne doğum, ne de ölüm vardır. Kişinin ölümden sonra ne tür bir bedene gireceği karmasına göre belirlenir. Karma Yasası, kişilere ahlaki seçimlerinin sonuçlarını getiren yasadır; herkes ektiğini biçer.

Bazıları reenkarnasyon konseptinin cennet-cehennem konseptiyle çelişkili olduğunu düşünür, ama bu doğru değildir. Vaişnavizm’de de cennet ve cehennem vardır. Fark, ikisinin de ebedi olmayışındadır. Vedik kozmolojiye göre cennetsel gezegenler, cehennemî gezegenler ve orta gezegenler mevcuttur. Bizim dünyamız orta gezegenlerden biridir. Kişi karmasına göre daha yüksek veya daha alçak bir gezegene gidebilir. Ancak cennetsel gezegenler bile maddesel düzlemde yer alırlar; dolayısıyla buralarda da doğum, hastalık, yaşlılık ve ölüm vardır, yalnızca yaşam standartları daha yüksektir.

Vaişnavizm’de hedef cennete gitmek değil, Krişna’nın yanına gitmektir; ancak Krişna’yla “bütünleşmek” gibi gayrişahsiyetçi bir amaç yoktur. Hem Tanrı, hem de canlı varlıklar ebediyen birer birey olarak kalırlar. Canlı varlıkların, yani tüm ruhların doğal konumu Tanrı’ya hizmet ettikleri konumdur ve ebedi mutluluk doğal konuma dönmekte yatar. Krişna’nın yanına giden ruh için yeniden doğum yoktur. Sonsuza dek Tanrı’yla ve diğer adananlarla birlikte ruhani alemde, esas konumunda olur.

Diğer dinlere yaklaşım

Vaişnavizm’de dinsel gelenekler üç ayrı kategori altında incelenir:

  1. Hiççiler (Śūnyavādī)
  2. Gayrişahsiyetçiler (Nirviśeṣavādī)
  3. Şahsiyetçiler (veya adananlar/Tanrı’ya kulluk edenler: Bhaktalar)

İlk gruptaki dinsel gelenekler genellikle hemen her şeyin illüzyon olduğuna inanırlar ve Tanrı’nın varlığını kabul etmezler. Benliğin de illüzyon olduğunu düşündüklerinden, bu illüzyondan sıyrılıp hiçliğe karışmaya çalışırlar. İkinci gruptakiler kutsal bir “kozmik enerji”ye inanırlar, tıpkı yukarıda bahsedilen Brahman gibi, ama bunun ötesinde bir şahıs olduğunu düşünmezler ve bu bütünlük içerisinde erimeyi hedeflerler. Üçüncü gruptakilerse şahıs olan, her şeyi bilen, tamamen iyi, her şeye gücü yeten Tanrı’ya inanırlar ve amaçları O’na kulluk etmektir.

Fark edileceği üzere bu sınıflandırma dinlerin hangi coğrafyadan veya hangi gelenekten olduklarıyla ilgilenmez. “İbrahimî”, “Dharmik” vb. kategoriler yoktur. Önem verilen inanan kişinin bağlı olduğu temel inançlar ve prensiplerdir. Vaişnavizm hizipçi bir din değildir ve şahsiyetçi olup bir önceki başlıkta sıralanmış ahlaki prensipleri takip eden herkesin Tanrı’ya dönebileceğini öğretir. Bunun dışında kişinin ahlaki edimleri hangi inançtan olursa olsun (buna ateizm de dahil) asla boşa gitmez. Yani kişi Tanrı’ya inanmasa bile yaptığı iyi eylemlerin karşılığını görecektir. Lakin Tanrı’ya dönmek, cennete gitmekten farklı olarak yalnızca ahlak kurallarına değil, Tanrı’yla geliştirilen sevgi ilişkisine bağlıdır.

Toplumsal cinsiyet rolleri

Vaişnavizm’e göre erkek, kadın, insan, kedi, inek, kurbağa vs. yalnızca maddi dünyada aldığımız bedenlerle ilişkili tanımlamalardır. Gerçek kimliğimiz olan ruh bunların hiçbiri değildir. Ancak sahip olduğumuz bedenin gerçek kimliğimizden farklı oluşu, onun gerçek kimliğimizle tamamen alakasız olduğu anlamına gelmez. Şu anda sahip olduğumuz geçici bedene sahip olmamızın ruhumuzla, yani gerçek benliğimizle alakalı bir gerekçesi var ve bu nedenle onu elimizden geldiğince tabiatına uygun kullanmalıyız. Örneğin, insan bedenine sahip olmak düşünme kabiliyetiyle birlikte yüksek ahlaki sorumluluğu beraberinde getirir. “Köpeklerle insanlar arasında özsel olarak fark yok, öyleyse havlayarak dolaşmamla akılcı bir vaaz vermem aynı derecede mantıklıdır.” gibi bir çıkarım yapılamaz.

Vaişnavizm’e göre her bir canlı türünün, her bir cinsiyetin, her bir sınıfın ve hatta her bir kişinin dharması vardır. Dharma aslında “yasa” (devlet yasası değil, ilahi tabiat yasası) anlamına gelir ama aynı zamanda “ideal yaşam biçimi/düzeni” anlamında kullanılır. Arıların ve karıncaların iş bölümleri vardır, penguenlerde yumurtlayan dişi tükenen besin deposunu doldurmak için uzaklara gittiğinde erkek kuluçkaya yatar; kısacası her bir canlı türünün kendine has uygulamaları ve standart bir toplum düzeni vardır. Bu düzen genellikle canlı türlerinin biyolojik özelliklerine ve çevresel koşullarına göre belirlenir. Aynı durum insanlar için de geçerlidir.

Kadın ve erkek farklıdır. Özsel olarak farklı olmamaları, şu anki hallerinde de farklı olmadıkları anlamına gelmez; tıpkı köpekle insan örneğindeki gibi. Güçlü olanın güçsüz olanı koruması bir yükümlülüktür. Erkekler genellikle daha güçlüdürler ve bu nedenle genellikle bir erkek için kadınını korumak yükümlülüktür.

Kadınlar genellikle doğurma yetisine sahiptirler. Doğurdukları zaman çocuğa bakmak (eğer herhangi bir sağlık sorunları yoksa) yükümlülükleridir. Elbette baba da çocuğuna bakmakla yükümlüdür, ama anneyle gözlerini yeni açmış bir bebek arasındaki organik bağ başka hiçbir yerde bulunamaz. Bu nedenle Vedik gelenekte “ilk guru” olarak görülen anne daha çok çocuğun gelişimiyle ilgilenirken, baba bir yandan evi geçindirmekle ve ailesini korumakla uğraşmak durumundadır.

Bu roller cinsiyetlerle sınırlı olmamakla birlikte her durum için geçerli de değildir ve istisnaları vardır. Ama neredeyse hiçbir prensip her durum için geçerli değildir; bu, söz konusu prensiplerin çoğu durum için geçerli olduğu gerçeğini değiştirmez.

Maddesel olan her şey kötü mü/illüzyon mu?

Hayır. Yukarıda da belirtilmiş olduğu gibi, madde de Tanrı’nın yayılımıdır ve maddenin kendisinde kötü olan bir şey yoktur. Maddenin kendisi illüzyon da değildir. İllüzyon ancak algıda var olabilir; bir şeyi gerçekte olduğundan farklı görmek illüzyondur. Bu durumda illüzyon olan, maddi dünyanın Tanrı’dan bağımsız olduğunu düşünmektir. İllüzyon olan, kişinin Tanrı’nın her şeyin hakimi olduğunu unutup kendisini bir şeylerin hakimi olarak görmesidir. Kişi şükran sunmayı unutmadığı ve şeyleri olduğu gibi gördüğü sürece ortada kötü veya illüzyon olan bir şey yoktur. Bu şekilde yaşayan biri eylemlerinin sonucu üzerinde hak iddia etmemeyi öğrenir, Tanrı’ya teslim olur ve böylece dünyada olsa da dünyevi hayata ilişkin kaygılar ona dokunamaz; tıpkı suda olmasına rağmen yaprakları sayesinde suya değmeyen nilüfer çiçeği gibi.

Şiddet kötü mü?

Genel olarak evet, ama gerektiğinde hayır. Arjuna Kurukşetra Savaşı’ndan çekilmeye yeltendiğinde Krişna ona haksızlığa karşı savaşmanın yükümlülüğü olduğunu öğretmişti. Hakkı ve adaleti korumak için şiddetin gerekli olduğu durumlar vardır. Kişinin zorbalara karşı kendisini ve yardıma muhtaçları korumak adına şiddete başvurmasında yanlış olan bir şey yoktur. Bununla birlikte pek çok sorunu şiddete başvurmadan çözmek mümkündür ve gerekli olmadığı halde şiddete başvurmak kabul edilemez.

Vaişnavalar vegan mı?

Böyle bir şart yok. Vaişnavizm’de hayvan yemek yasak, ama süt içmek yasak değil. Bununla birlikte canlı varlıklara herhangi bir şekilde zulmetmek yasak olduğundan günümüzde pek çok Vaişnava vegan oluyor. Her bir durum için kutsal kitaplardan emir bekleyenlere Krişna Mahābhārata’da şöyle der:

duṣkaraṃ paramajñānaṃ karteṇātra vyavasyati
śrutir dharma iti hy eke vadanti bahavo janāḥ
na tv etat pratisūyāmi na hi sarvaṃ vidhīyate

Çeviri: “Ahlaka dair en yüksek anlayışı kavramak zordur. Kişi akıl yürütme yoluyla bu anlayışı idrak eder. ‘Ahlak kutsal metindir’ iddiasında bulunan pek çok kişi var ve bu görüşe karşı olmasam da, kutsal metinler her durum için kural barındırmazlar.” (Mahābhārata 8.49.48-49)

-Nezih Seven

VEGAN ŞAKİRT FACEBOOK SAYFASI İÇİN TIKLAYIN!

Reklamlar

Vaişnavizm Hakkında Sık Sorulan Sorular” üzerine 4 yorum

  1. Merhabalar, felsefeci bir vegan olarak yazilarinizi keyifle takip ediyorum. Tasavvuf felsefesinin birleyici tefekkurunun adeta bir yansimasi olarak anladigim krisnacilikta benden cok sey buldum. Evrensel degerlere baglanmak suretiyle tum varolusu kutsayan inanclarin gercek dini ifade ettigini dusunuyor, herbirinin Mutlak varligin isareti oldugunu hissediyorum. Ilhamini verdiginiz kutsalligin tum insanogluna sirayet etmesi dilegiyle. Sevgi ve hurmetlerimle…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s