İslam ve Veganizm

[Aşağıda okuyacaklarınız Vegan Reich’ın vokali ve HardLine Manifestosu‘nun yazarı Sean Muttaqi ile yapılmış bir röportajdan alıntıdır. Çeviri: Nezih Seven]

-Bir Müslüman olarak, Müslümanların hayvan kurbanı ritüeli yüzünden vegan olamayacaklarına dair görüşleriniz nelerdir? Ve bizim İslami topluluğumuzun veganizmi günlük beslenme biçimi olarak ne kadar iyi benimseyebileceğini düşünüyorsunuz?

-Bir Müslüman kesinlikle Vegan olabilir, ve en azından Batı’da pek çoğu öyle. Şüphe yok ki tarih boyunca pek çok Müslüman alimi vejetaryendi (örnek vermek gerekirse Rabia). Ve bu yüzyılda bile pek çokları tarafından İslam İnancı’nın reformisti olarak kabul gören ve dünyanın en meşhur Sufi alimlerinden biri olan çağımızın ruhsal direği Bawa Muhaiyaddeen de vejetaryendi.

Et yemek ve kurban İslam’ın üzerinde yükseldiği sütunlar değil. Mecburi de değiller. Tekrar söylüyorum, eğer kişi bu konuyu bağlamsal olarak ele alırsa, kolaylıkla anlayabilir ki esasında bu konu inancın kendisinin bir parçası dahi değildir.

Kuran’ın her bir suresi, Muhammed’e (SAV), yıllarca süren periyodlar içerisinde gelişen belli olaylara istinaden geldi. Helal beslenme yasalarına bakacak olursak, henüz bu yasalar yürürlüğe girmeden önce pek çok insan sayısız hayvanı hunharca katlediyordu, hayvanlara iğrenç davranılıyordu ve öldürülmelerinin ardından cesetlerinin çoğu yemek değil çöp oluyordu. Çölde yaşandığını göz önünde bulundurursak, vejetaryenliğin imkanlar dahilinde olmadığını ve bu nedenle de bu problem için pratik bir cevap olmadığını görebiliriz. Yani Muhammed’in (SAV) söylediği ve Kuran’ın söylemekte olduğu şey şudur: Hayvanlara adil davranılmalıdır ve eğer kişi yaşamak için öldürmek zorundaysa, bunu mümkün olan en merhametli şekilde yapmalıdır (ve aynı zamanda, yalnızca Allah yaşam yaratabildiğinden, hayvanların hayatı da ancak O’nun isminin anılmasıyla alınabilir, zira yaşama son vermek sadece Allah’ın hakkıdır). Kesinlikle ve kesinlikle gelişigüzel cinayet cesaretlendirilmemişti ve bunun affı da yoktur. Bunun da ötesinde, özendirilen şey mümkün olan en az sayıda ölüme sebep olmaktı-ve buna mecbur olunan durumlarda da (yani hayatta kalmak için hayvan öldürüldüğünde) kişi öldürdüğü hayvanın etini topluluğun en fakir kesimiyle paylaşmak ve daha fazla yaşamı sona erdirmemek adına oburluğunu kontrol altında tutmak zorundadır.

Şimdi, hayvan “kurbanı” konusuna geri dönecek olursak, yine söylüyorum, öncelikle hayvanların o dönemin Arap topluluğunda oynadıkları rol anlaşılmalıdır (benzer iklim ve kültüre sahip diğer topluluklar da buna dahil). İnsanlara, kendilerine verilen nimetlerden ötürü Allah’a şükürlerini ve övgülerini sunmaları salık verilmiştir. Duyulan memnuniyetin sergilenmesi adına halk için değerli olan bir şey kurban edilmelidir (ve yaşamak için hayvan öldürmenin zaruri olduğu durumlarda, bu değerli şey hayvandır).

Kurban ritüelleri Allah’ın insanlara verdiği yaşam kaynaklarına göre spesifik olarak şekillenir (burada “verdiği” derken “yememiz için yarattı” anlamında söylemiyorum, Müslüman olmayan birinin anlayacağı şekilde söylemek gerekirse, tabiatın sunduğu koşullardan ve imkan dahilindeki besinlerden bahsediyorum). Bununla birlikte, bu besin kaynağının her zaman ve her koşulda dört ayaklı canlılar olduğu varsayımı yanlış. Birçok delil erken dönem insanının temel olarak vejetaryen olduğu yönünde (tıpkı Eski Ahit’in Tekvin bölümünde buyrulduğu gibi: “Sizlere yemeniz için tohumlar taşıyan her bitkiyi verdim”, ve gerçekte, Eski Ahit’e göre, insana et yeme izni ancak Büyük Tufan’dan sonra verilmiştir-muhtemelen yaşamsal gerekliliklerden ötürü, zira normal yiyecekleri yok denecek kadar azdı). Böylece zamandan zamana, yerden yere ve kültürden kültüre yaşamak için zaruri olan şeylerin değişebildiğini görüyoruz. Alaska ve Kuzey Kanada’daki Amerika Yerlileri için yiyecek olarak yalnızca balıklar, yüzgeçayaklılar ve balinalar vardı. Bazı adalardaki insanlar yalnızca balık yiyebiliyorlar. Diğer kabile insanları vejetaryen kaldılar, ağırlıklı olarak meyve ve yemiş yiyorlar.

Dolayısıyla ister hayvan olsun ister herhangi bir şey, yaptığımız kurban ritüelleri özel olarak herhangi bir varlığa bağlı değil. Daha doğusu yalnızca içimizde yer etmiş şeylere bağlı. Muhammed (SAV) döneminde et yiyen Araplar Allah’a hayatta kalmak adına aldıkları Yaşam için teşekkür etmek zorundaydılar. Vejetaryenlerse şükranlarını kendi yiyecekleriyle sunabilirler. Çünkü herşey Allah’tan gelir. Bununla birlikte, ister et olsun ister sebze, ana ders ve ileri kurban aşaması, mülkiyeti kurban etmektir-sahip olduklarımızı topluluğumuzdaki daha fakir kardeşlerimizle paylaşmaktır.

Nihayetinde, İslam dengede duruyor. İslam, insanoğlunun ezeli inancı ve ruhaniyetidir; bu nedenle yönetmeliği her iklimden insanı kapsayacak kadar geniştir-yaşamak için ne yemek zorunda oldukları farketmeksizin, çevreleriyle uyum içinde yaşamalarını ve etraflarını saran Yaşam’a karşı vicdanlı olmalarını sağlayabilir.

Yani kişi vejetaryen olabilir. Eğer “ihtiyaç” varsa, et de yenilebilir; bu yeryüzündeki yaşamın gerçekliği. Bununla birlikte, modern dünyada, vejetaryen olmak için her türlü imkan fazlasıyla önümüze serilmişken, insanların artık bir “ihtiyaç” olmayan et yemeyi “haklı” çıkarmak için argüman üretmelerini her geçen gün daha da güç buluyorum. Maddi ihtiraslarını, kaçınılmaz zulmü ve meydana gelen hayat kaybını aklamak için dini kullananlar yalnızca kendilerine yalan söylüyor ve git gide ruhlarına daha da fazla zarar veriyorlar. Elbette Allah en bağışlayıcı, en merhametli olandır, ve bu nedenle inancında samimi olan ve içerisinde bulunduğu duruma bağlı olarak (çevre, hayatta kalma mücadelesi vs.) mümkün olduğunca adil ve tarafsız olmak için çabalayanların sunularını kabul edecektir; ancak masum bir canı herhangi bir acil yaşamsal ihtiyaç olmadan almak, kesinlikle mazur görülecek bir durum değil.

Veganizm şöyle dursun, İslam dünyası bu anlayışı bir gün kabul edecek mi? Hayvan konusu için, bu ruhsal gelenekteki belli başlı gruplar vejetaryenlik uygulamaya devam edecek (tıpkı Batı tarihindeki Hristiyanlık’ta da olduğu gibi). Bununla birlikte, mensup olunan dinlerden bağımsız olarak, insanlığın önünde hala insanların eşitliğini kabul etmek için bile çok yol var (hem de inandıkları dinler insanların eşit olduklarını söylüyor olmasına rağmen), bu nedenle eminim ki hayvanlara dünya çapında adil ve merhametli davranılması zaman alacak (tüm varoluşun birliğini idrak etme meselesi). Ancak bunun bizi ruhani görevimizden caydırmasına veya gün gibi açık olan Hakikat’i inkar etmemize sebep olmasına izin veremeyiz. Eğer konu saf İslam inancıysa, çoğunluğun ne yaptığı bizi ilgilendirmiyor olmalı. Zira inancın yüreğine şekil veren şey çoğunluk değildir. İslam insanoğlunun ezeli ruhsal yoludur. İslam, şimdiye dek var olmuş her ruhsal geleneği içerir ve hepsinin devamı ve tasdikleyicisidir (doğal olarak vejetaryenliği salık veren ruhsal yolların da). Bu nedenle, o ışığın içinde bunu görmeli, Hakikat’in tarafında sağlamca durmalı, ve inancımızı, içerisinde bulunduğumuz koşullara uygun olarak, içsel doğrumuz ve herhangi bir dinin ezoterik gerçekliğini bulmak adına zahiri konumumuzun-ki etrafımızı saran sosyopolitik, kültürel ve tarihsel etkenlerden oluşmuştur-derinliklerine inmemiz gerektiği anlayışını elden bırakmayarak uygulamalıyız.

Çeviri: Nezih Seven

VEGAN ŞAKİRT FACEBOOK SAYFASI İÇİN TIKLAYIN!


Röportajın kaynağı: http://www.muslimsforjesus.org/Musicians/Vegan%20Reich/Vegan%20Reich.htm

Reklamlar

İslam ve Veganizm” üzerine 3 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s